Çok partili döneme geçiş..İhtilaller..12 Eylül neden oldu?

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

default Çok partili döneme geçiş..İhtilaller..12 Eylül neden oldu?

Mesaj tarafından akustikadam Bir Paz Nis. 06, 2008 9:40 pm


[size=12][b]
DEMOKRAT PARTİNİN KURULUŞU

4 aralıkta tan olayı oldu. Zekeriya sertel in çıkardığı tan gazetesi sosyalist sola yakınlığı ile tanınıyordu. Bu sıralarda sertel görüşler adında bir dergi hazırlığı içindeydi. İlanlar yapılmış ve yazar kadrosu içinde Menderes ve Köprülünün bulunacağı duyurulmuştu. O gün birtakım gencler Rusya ve kominizm aleytarı sloganlarla tan basımevine ve sol yayınlaı satan kitapçılara saldırarak tahrip ettiler . polisin seyirci kalması hkuka aykırı bu işin CHP tarafından kşkırtılmş hatta düznlenmiş olabileceği iddialarına yol actı. Belki bu vesile ile demokrat partiye soldan uzak durması içinde mesaj verilmiş oluyordu. 1946 da CHP nin solundaki 3 partinin kapatılması bu partinin solunda mutlak bir boşluk istendiğini gösteriyordu. Martta sosyal demokrat partisi aralıkta Türkiye sosyalist partsi (genel başkan esat adil müstecioğlu) ve Türkiye sosyalist emekçi ve köylü partisi ( genel başkan şefik hüsnü deymer) aşbakanlığında recep Peker in köy enstütülerini daha milli yapmaktan söz etmesi sol karsıtı havanın nasıl bir kesimi kapladığınn işaretidir. 1947 de dil tarih coğrafya fakültesinde Niyazi berkes pertev naili boratav muzaffer şerif ve behie boran aleyhinde solcu diye bir cadı kazanı kaynatılmaya başlandı. Öğrenci gösterileri başladı ve buna üniversite TBMM ve mahkemeler de alet oldular. Bunlar 1950 de üniversitelerden ayrılmak zorunda kaldı. Berkes kanada da boratav fransada şerif ABD de iş buldular. Boran da isteseydi yurt dışında başarılı olabilceği söylenebilirdi. Bölece daha önce haksızlığa uğrayan alman profesörlerine kucak açan Türkiye şimdi kendi bilim adamlarını tüketiyordu.










1946 SEÇİMLERİ

DP
7 ocak 1946 da kuruldu. Celal Bayar genel başkan oldu. O çeşitli nedenlerle hoşnutsuz olanları çevresinde toplayarak kısa sürede yayıldı. Adından da anlaşıldığı üzere dp nin 1. amacı demokratikleşmeyi sağlamaktı. Chp iktidarı bu yöndeki şikayetleri karşılamak üzere Türkiye tarihinde ilk kez tek dereceli seçimi getirdi. Gazete kapatma yetkisini hükümetten alarak mahkemelere verdi. Üniversitelere özerklik tanıdı. Köylü ve işçinin desteğini kazanmak için toprak mahsülleri vergisini kaldırdı. Çalışma bakanlığı ve işçi sigortaları kanunları çıkarıldı. İnönü nün değişmez genel başkanlığı sıfatına son verildi. Sınıf partilerinin ve sendikaların kurulrbileceği kabul edildi. Chp bir de açıkgözlülük yaptı. 1947 de yapılması gereken seçimleri 1946 ya öne çekti.

21 temmuz 1946 da yapılan seçim tek dereceliydi ama yargı denetimi yoktu. Oylar açıkta veriliyor gizli sayılıyordu. Ayrıca çoğunluk sistemi uygulanıyordu. Yani seçim çevresi sayılan illerde bir parti tek oy farkla önde olsa bile ilin milletvekilleri onun oluyordu. Dp 465 vekilliği için ancak 273 aday gösterebilmişti. Dp 66 milletvekili çıkarabildi. Seçimlerin dürüst olarak yapılmadığı ortadaydı. Bu yüzden dp ile chp nin ilişkileri kavgalıydı. Tabi bu durum tbmm de 2 partinin ilişkilerine de yansıyordu.

ÇOK PARTİLİ SİSTEMİ YERLEŞTİRME ÇABALARI


Yeni dönemde İnönü Şükrü Saraçoğlu yerine Recep Peker i başbakanlığa getirdi. Pekerin 7 eylül kararları diye tanınan devaliasyon büyük yankı uyandırdı. çünkü o devirde para değerinin değişmesi çok olağandışı bir olaydı. 1 abd doları 1.40 liradan 2.80 liraya düştü. Peker in tbmm de Menderes e sinirlenerek eleştirilerine ( psikopat bir ruhun ifadesi ) diye nitelemesi ve Bayar ı da halkı isyana kışkırtmakla suçlaması üzerine dp meclisi terk etti. Bunun üzerine İnönü araya girip Bayar la görüşerek ortalığı yatıştırdı. Dp ilk büyük kongresini ocak 1947 de yaptı. Kongre hürriyet misakı adında bildirge yayınladı. Buna göre dp nin bazı siyasal talepleri kabul edilmezse milletvekilleri istifa edeceklerdir. Bu talepleri anayasaya aykırı yasaların ayıklanması, dürüst seçimleri sağlayacak bir seçim yasası devlet başkanlığının parti başkanlığı ile aynı kişide birleşmemesi diye özetlenebilir.dp ne denli sert muhalefet yaparsa recep Peker de aynı şekilde cevap veriyordu. Meclisi terk etme tehtidini hükümet komünist taktiği diye nitelendiriyordu. İnönü bu durumun çok partililik için gelecek vaad etmediğini görerek hakem halini üstlendi. Bayar ile Peker i birkaç kez dinledikten sonra 2 tarafı uzlaştırmaya çalışan 12 temmuz beyannamesi yayınlandı. Bu ilişkileri biraz yumuşattı. Fakat Peker çok partili dönemi sindiremedi. Onun içinde İnönü chp içerisinde Peker e karşı bir hareket başlattı. Milletvekili niyat erim in başını çektiği bir grup genç milletvekilleri chp grubunda Peker e karşı oy kullandılar. ( 35 ler hareketi ) Peker yandaşları ile birlikte birkaç gün İnönü ile mücadeeye girecekmiş gibi davrandı. Fakat sonra istifa etti. Yerine hasan saka hükümeti kuruldu. (9 eylül 1947 )

Chp içindeki sertlik-uzlaşma yanlıları kavgası dp içindede şiddetli olarak ceryan etmekteydi. Sertlik yanlıları dp grubuna egemendiler ve parti yönetimini yumuşatmakla suçluyorlardı. Aradakı gerginlik ileri noktaya varınca mart 1948 de bir kısım milletvekilinin ve yandaşlarının parti üyeliğine son verildi. Bunlar önce mecliste müstakil demokratlar grubunu oluşturdular. Sonra da 20 temmuz 1948 de millet partisi kuruldu. Kurucuları arasında mareşal Fevzi çakmak, hikmet bayur Kenan öner, Osman bölükbaşı ve sadık aldoğan vardı. Çakmak genel başkan oldu. Mp dp yi danışıklı bir muhalefet güdmekle suçluyordu. Fakat dp nin bu biçimsel bölünmesi 1950 seçimlerinin de göstereceği gibi tabana fazla yansımadı. Yine de 1950 ye kadar dp nin milletvekili sayısı yarıya inmişti.
ŞEMSETTİN GÜNALTAY HÜKÜMETİ VE 1950 SEÇİMLERİ


Şemsettin Günaltay, hasan saka ve recep Peker gibi sertlik yanlısı değildi. Ama dp nin uğrunda savaşını verdiği demokratikleşmeyi gerçekleştirecek iradeden yoksundu. 1948 de çıkardığı yeni seçim yasası yargı denetimini içerdiği için dp yerel ve ana seçimleri boykot etti. 15 ocak 1949 tarihinde saka istifa etti. Yerine gelen Şemsettin Günaltay bir tarihçi olup 2. meşrutiyette akımın içinde yer almıştı. Güvenoyu alırken sağlam bir demokrasi kurma vaadi verdi. Ne var ki ilk uygulamaları din alanında oldu. Zaten 1948 de imam hatip yetiştirmek üzere 10 aylık kurslar açmıştı. ( dp iktidarı bu kursları okula dönüştürdü. ) Günaltay hükümeti chp grubunun daha önce almış olduğu bir karar doğrultusunda ikl okullara seçimli din dersi koydu. Aynı şekilde ank. Üni. Sine bağlı bir ilahiyat fakültesi kuruldu. 1956 da din dersi ortaokullara 1967 de liselere seçmeli olarak kondu. 1974 de ortaokul ve liselere zorunlu ahlak dersi konuldu. Bu uygulamalar Atatürk dönemindeki uygulamalardan farklı da olsa laikliğe aykırı değildi. Aslında laikliğe aykırı olan 12 eylül yönetiminin bu dersleri zorunlu kılıp bunu da anayasaya yazdırmasıydı. Bu yüzden çocuğunun din dersine girmesini istemeyen farklı inançta bir çok ana babaya zorlama getirilmiş oluyordu. Gerçi din dersi din kültürü adı altında sunuluyordu. Ama öğretmenin anlayışına bağlı olarak uygulamada çok kez din dersine dönüştüğü anlaşılmaktadır.

Dp 20 haziran 1949 da 2. büyük kongresine yaptı. Mp nin danışıklı muhalefet suçlamasını baskısı altında olan dp bu kongrede milli teminat oldu diye bir bildirge ortaya çıkarttı. Buna göre seçime hile karışırsa halk meşru savunma durumunda kalacaktır. Meşru savunma yasal yollardan yapılacaktır. Ama hile yapan yönetimde ulusun husumetiyle karşılaşacaktır. Bu husumet sözcüğünden hareketle chp, bildirgeye milli husumet andı adını taktı. Herhalde bu baskının da katkısıyla hükümet şubat 1950 de tbmm ne yeni bir seçim yasası tasarısı getirdi. Ve kabul edildi. Tek sakıncası nispi temsil yerine çoğunluk esasını kabul etmesiydi. Nitekim yeni yasa 50 li yıllarda yapılan 3 seçimde de chp aleyhine işleyecektir.
1950 seçimlerinin sonuçları

14 mayıs 1950 de yapılan seçimlerde, dp oyların yüzde 55 ini chp yüzde 41 ini aldı. Chp yenilmiş fakat bozguna uğramamıştı. Çoğunluk dizgesi bu yenilgiyi bozguna dönüştürüyor. Dp milletvekillerinin yüzde 85 ini (408 sandalye) chp ise yüzde 15 ini (69 sandalye )almıştı. Dp liler bu başarılarını yeni bir çağın başlangıcı olarak selamlıyorlardı. Gerçektende önemli bir noktaya gelinmiş oluyordu. 1945 de sona eren inkilapcı tek partili dönemin ardından 2. genel seçimle iktidar kavgasız gürültüsüz muhalefet partisinin eline teslim ediliyordu. Bu sadece dp nin değil aynı zamanda İnönü ve chp nin demokratikleşme alanında bir başarısıydı.
DP DÖNEMİ



dp nin tarımsal alanda yaptığı çalışmalar

dp dönemi büyük umutlarla başladı. Tbmm tarafından cumhurbaşkanı seçilen celal Bayar dp genel başkanlığından istifa edince bu görevi a. Menderes aldı. Refik koraltan tbmm başkanı seçildi. Fuat köprülü dış işleri bakanlığına geldi. Dp muhalefetteyken demokratikleşme vaadinde bulunuyordu. Bu vaadlerin içinde grev hakkı bile vardı. Ama iktidara gelince bu vaadler unutuldu. Dp tüm gücünü iktisadi kalkınmaya verdi. O sırada koşullarda buna elverişliydi. 1950 de patlak veren kore savaşı tüm dünyada hammaddelerin ve tarımsal ürünlerin fiyatlarını arttırmıştı. Bu sırada Türkiye de sayıları gittikçe artan traktör ve diğer tarım aletleri sayesinde zirai üretimde önemli artışlar elde ediliyordu. Traktör sayısındaki artış 1924 de 220, 1930 da 2000, 1948 de 1756, 1950 de 9905,1956 da 43.727 dir. Ekilen topraklar bu sayede 1948 de 9.5 milyon hektardan 1956 da 14.6 milyon hektara yükselmişti ki bu yaklaşık yüzde 50 artış demekti. Savaştan sonra abd nin özendirmesi ile 1948 de başlayan geniş çapta karayolu yapımı sürdürülerek o güne kadar piyasaya açılmamış olan kırsal kesimler bu imkana kavuşmuştur.

1952 de tc nin nato ya kabul edilmesi önemli bir dış siyaset başarısıydı. Truman doktrini, Marschall planı ve Avrupa konseyi üyeliği ardından gelen bu gelişme Türkiye nin bir ara yaşamış olduğu yalnızlığa son vermiştir. Tc ve dp iktidarı için işler iyi gidiyordu.
HALK EVLERİNİN KAPATILMASI

Chp nin Varlığına El Konulması :


Bu iyi gidişe rağmen dp önderi bayat ve menderes in bir hırçınlığı vardı. İktidara geldikten sonra bile birgün iktidardan ayrılabilecekleri rahatsızlığını duyuyorlardı. Oysa 1954 seçimleri 1950 seçimlerine göre daha parlak bir zaferle sonuçlanacaktır. Bu yüzden kimi yazarlar menderes ve Bayar dan bir bir İnönü fobisi bulunduğuna karar vermişlerdir. 8 ağustos 1951 de tbmm halkevleri ve odalarını devletleştiren bir yasa kabul etti. Halkevleri ve odaları chp ye bağlı bir teşkilattı. Tek parti döneminde belki bu durumun sakıncası yoktu. Ama çok parti döneminde anlamı kalmamıştı çünkü bu teşkilat bir parti hizmeti değil bir kamu hizmeti yapıyordu.

Dp iktidarı, teşkilati devletleştirirken tüm taşınır ve taşınmaz mallarda hazineye aktarıldı. Örgütün kültürlenme işlevi yok edilirken halkın aydınlanma işlevine darbe vurulmuştur. Dp nin türk aydınlanmasına indirdiği 2. darbe de chp iktidarının son döneminde başlatılmış olan köy enstitülerinin etkinliğinin dp iktidarı ile bitirilmesidir. Bu bağlamda 1954 de bu bağlamda enstitüler klasik ilköğretmen okullarına dönüştürdüler. 1953 te chp nin tüm mal varlığına ‘ haksız iktisad ‘ diye nitelendirerek hazineye geçiren bir yasa çıkardı. Bu ana muhalefetin etkinlik imkanlarını kısıtlamak için yapılan bir harekettir. Fakat bu chp ile sınırlı değildi. Her türlü muhalefete karşıydılar. Nitekim Atatürk inkilapları aleyhindedirler. Diye MP de kapattırıldı.
1954 Seçimleri ve Sonrası

2 mayıs 1954 seçimlerinde dp, oyların yüzde 57 sini chp ise yüzde 36 sını aldı. Chp nin sandalye sayısı 31 e indi. Bundan sonra işler iyice çığrından çıktı. Çoğu siyaset amaçlı rasgele yapılan yatırımlar dağıtılan krediler enflasyona, döviz darboğazına ve aml kıtlığına neden oldu. Hükümet buna rağmen iktisadi planlama düşüncesini redediyordu. Bu sırada abd den 300 milyon dolar kredi istendi. Ama alınamadı. Milli koruma kanunun polis ve mahkeme önlemlerine riyat denetimine yöntemlerine başvuruldu (1955 ). Bu arada 25 yıl hizmet etmiş memurlara, görülen lüzum üzerine bakanlık emrine alınması ve emekliye sevk edilme uygulaması getirilerek üniversiteler ve yargıçlar üzerine baskı kuruldu. Tavsiyeler yapıldı. gazetecilere ağır hapis ve para cezaları verildi. 1955 yazında Karadeniz gezisine çıkan chp genel sekreteri sinopta tutuklanarak İstanbul a getirildi. 1 gün hapis yattı. 1956 da ise rize de dükkan sahiplerinin elini sıkması gösteri yürüyüşü sayılarak 6 ay hapse mahkum edildi.


_________________
Dikkat!! Videoları İzleyebilmek için Kayıt işleminden sonra Profilinize Girerek SEÇENEKLERdenHer zaman HTML kullan'ı İşaretleyiniz..!!!!!Aksi halde sadece Kodlar gözükecektir..


avatar
akustikadam
Yönetici (Owner)
Yönetici (Owner)

Erkek
Mesaj Sayısı : 809
Yaş : 108
Nerden : yola çıktığın değil, nereye gittiğin önemli...! :p
İş/Hobiler : 19mayısüniv.MezunuDersanede öğretmenlik yapmakta.Hobi: Gitar çalmak,Karakalem Resim yapmak,Sanatın
lakap : her alanına bulaşma isteği...:Netin tek ve tek Akustikadam'ı :)))
oscar : 10
Kayıt tarihi : 16/02/08

Kullanıcı profilini gör http://acoustic.manblog.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default KIBRIS SORUNU

Mesaj tarafından akustikadam Bir Paz Nis. 06, 2008 9:43 pm

KIBRIS SORUNU

1954 den başlayar
ak Kıbrıs sounu Türkiye nin gündemine girmeye başladı. Yunanistan, İngiltere sömürgesi olan adanın kendisine verilmesini istiyordu. Bu durum da türkiyede adaya talip oldu. Kıbrıs Rumları adanın yunanistana bağlanması yani enosis için kanlı terör yöntemlerini de kapsayan gösteri ve önlemler yapmaya başladılar. İngiltere konuyu incelemek üzere londrada bir konferans topladı.(1955) bu sırada 6eylül günü İstanbul da çıkan bir gazetede Atatürk ün selanikteki evine bomba atıldığı haberlerini verdi. O akşam tüm İstanbullu rum Rumlarının ev ve iş yerlerine kilise ve mezarlıklarına saldırıldı. Yağma ve tahripler yapıldı. Polis bu olaylara önce çaresiz sonrdan seyirci kalmıştı. Olay ancak gece yarısı askeri birlikler tarafından bastırılabildi. Sıkı yönetim ilan edildi. Ve bu işi solcu koministler yaptı diye birçok solcu tutuklandı. Aylarca hapis yattıktan sonra aklandılar. Daha sonra Yassı adadaki adalet divanı 6-7 eylül olaylarının Bayar, Menderes ve dış işleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve iç işleri bakanı Namık Gedik tarafından tertiplendiğine karar verilmiştir. Londrada Kıbrıs konferansında bulunan Fatin Rüştü Zorlu haklarımızdan ne dereceye kadar ısrar edeceğimizi göstermek üzere aktif hareket için ilgililere verilecek emrin pek faydalı olacağını bildirerek bu harekete yeşil ışık yakmış görünüyor. Yassı ada mahkemesine göre İstanbul un bir çok semtinde ve İzmir de aynı anda başlayan harekette DP teşkilatından yararlanılmıştı. Yunan bakanları ise Atatürk ün evine bomba atmaktan sorumlu birkaç türkü yakalayıp mahkum etmişlerdi. Bunlardan biri daha sonrav Türkiye de valilik yapacaktır. Öyle görünüyor ki 6-7 eylül olayı Tan gazetesi olayı gibi ama çok daha geniş çapta ülkemizde devletin hukuk dışına çıkmasının üzücü başka bir örneğidir. Bu olay üzerine DP meclis soruşturması önerisini de retetti. Bakanlarda sadece Namık Gedik istifa etti.
brıs konusunda Türkiye nin iddasını ortaya koyduğu ilk sıralarda adanın tümü isteniyordu. Şu sloganla Kıbrıs TÜRKTÜR TÜRK KALACAKTIR. Daha sonra bunun pek gerçekçi olmadığı düşünülmüş olmalı ki adanın Türkiye ve Yunanistan arasında paylaşılması istendi. Şöyle ki ya taksim ya ölüm sonuç olarak 13 ve 19 şubat 1959 da yapılan Zürih ve Londra anlaşmalarıyla kıbrısın bağımsız olması, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere nin adada özel haklarının bulunması kararlaştırıldı. İngiltere adadaki büyük hava üslerini muhafaza edecek Türkiye ve Yunanistan birer askeri garnizon bulunduracakalar. Her üç devletin adaya müdahele hakkı bulunacaktı. Ayrıca Kıbrıs anayasası hükümet ve parlemantodan Türklere bazı haklar tanıyordu. Federal Almanya dan bir yargıcın başkanlığındaki bir anayasa mahkemesi bu düzenin işlemesine nezaret edecekti. Başpiskopos MAKARYOS Kıbrıs cumhurbaşkanı Doktor Fazıl Küçük te yardımcısı seçildiler. Kıbrıs sorunu çözülmüş gibi görünüyordu. Fakat kısa bir süre sonra Rumlar Zürih ve Londra anlaşmasının getirdiği düzeni yıkmak için harekete geçeceklerdir.
1957 seçimleri ve DP nin Demokrasiden Sapması
1957 seçimlerini yine DP kazandı. Fakat bu kez DP nin oyları azalmıştı. ( yüzde 48 424 milletvekili) CHP oyların yüzde 41 ini almıştır. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi ( Osman bölükbaşının partisi ) ve Hürriyet partisi de 4 er milletvekili çıkarmışlardı.
1958 de iktisadi bunalımın çözümsüzlüğü karşısında hükümet IMF ve dünya bankasının dayatmasını kabul etmek zorunda kaldı. Çünkü başka türlü borç alma imkanı yoktu. 4 ağustos 1958 de istikrar önlemleri alındı ve dolar 2.80 tl den 9 tl ye çıkarıldı. Enflasyonu kontrol altına labilmek için kamu kuruluşlarının ürünlerine zam yapıldı. Önceleri devlet işletmelerini özel kesime devretmeyi düşünen DP bu konuda ve yatırım yapmak konusundaki özel kesimin yavaşlığı karşısında yaptığı devlet yatırımlarıyla kamu kesimini genişletmiş bulunuyordu. Ama özel kesimin sanai yatırımlaı da zamanla çoğalmıştı. Kurulan sanayiler genellikle ithal malları karşılamayı amaçlıyordu. Örneğin döviz darboğazı yüzünden akü, musluk, kalorifer peteği vs gibi mallar ithal edilmeyince bunlar yerli olarak yapılmaya başlanıyordu.
1958 güzünde DP iktidarı yeni ve daha şiddetli bir baskı dönemi başlattı. Bu kez iktisadi bir bunalımın sonucu istikrar önlemleri ve ağır bir devalüasyon fiyatları fırlatmış halkı perişan etmişti. Öte yandan 1957 seçimlerinde CHP yükselişe geçmiş çoğunluk usulüne rağmen meclise kalabalık bir milletvekili grubuyla girmeyi başarmıştır. İktisadi durumun kötü gidişi hesaba katılırsa bundan sonraki seçimin CHP tarafından kazanılması muhtemeldir. Oysa Menderes ve çevresi iktidardan ayrılma olasılığını nedense hesaba katmıyorlardı. Bu sırada daha şiddetli bir baskı dönemi başlatmak için gerekçe ya da vesile ortaya çıkmış bulunuyordu.
ORTADOĞU SİYASİ VE IRAK DEVRİMi

Örneklerden biri 14 Temmuz 1958 ırak devrimiydi. Dp iktidarı Ortadoğu devletleri ile yakın ilişkilere girmek istemiştir. Belki bu yakınlık sayesinde zamanla Türkiye nin bölgede hakim devlet durumuna yükseleceğini ummuştur. Fakat bunu yaparken nato abd ve soğuk savaş dönemindeki tutumunda hemen hiçbir ödünde vermek istememiştir. Oysa demokratik ulusçu Arapların 1 no lu sorunu Filistin meselesiydi. İsrail in en büyük destekçisi ve müttefiki abd ve batı Avrupa ülkeleriydi. Tc abd ve nato ittifakından vazgeçmeden bu Araplarla yakınlık kurmak imkansızdı. ( 1952 cumh. Devriminden beri bu Arapların başını mısır ve nasr çekiyordu. Diğer Araplar saltanatla yönetilen feodal ülkelerdi. Onlar içnde Filistin sorunu çok önemliydi. Ama cumhuriyet onların düzenini bozacaktı. Onlar için uluscu hareketlerden korunmak daha önemliydi. Dolayısıyla ABD ve batı Avrupa ile ilişki kurmaya daha hazırdılar. Batı onların düzenlerine dayanak oluyordu. Sonuç olarak batı nın içinde olan TC ancak parkistan, iran ve ırak la komünizme karşı Bağdat paktını kurabildi. İng. De bu paktın üyesiydi. ABD dıştan destek veriyordu. DP önderleri özellikle Irak krallık ailesi ve başbakan Nuri Said ile çok yakın kişisel ilişkiler geliştirmişlerdi. Iraklı yöneticiler tatillerini boğazda geçiriyorlardı.
Derken 14 temmuz 1958 de ırak ordusu darbe yaparak iktidarı ele geçirdi. Faysal ve nurisay öldürüldü. DP li yöneticiler bundan çok etkilendiler. Tür ordusu ırak ve Suriye sınırlarında alarma geçirildi. Lübnan ve Ürdün ün müracatları üzerine ABD askeri birlikleri Lübnan a İngiliz birlikleri Ürdün e gönderildi. Lübnan a yapılan askeri çıkarmada incirlik üssünden yararlanılmıştır. DP iktidarına göre ırak devrimi dıştan desteklenen yıkıcı bir faaliyetti. Muhalefete göre de istbdat ve baskıya karşı bir ayaklanmaydı. SSCB bu konuda Türkiye nin tutumunu protesto etti. ABD 5 mart 1959 da Bağdat paktının üyeleri ile birer işbirliği paktı imzaladı. Eğer Türkiye ye bir saldırı olursa ABD yardıma gelecekti. ABD zaten nato ittifakı ile TC ye karşı bir yükümlülüğe girmişti. Burada değişik olan paktın girişinde saldırı kavramı yanında dolaylı saldırı kavramına da yer verilmişti. Eğer TC de bir ayaklanma ve karışıklık olursa türk hük.nin isteği üzerine ABD silahlı kuvvetler gönderebilecekti. Birçok kaynağa göre ırak devrimi DP iktidarında darbe ya da ihtilal korkularını başlatmış ya da atlamıştır.
Bu ne kadar doğruysa ABD ile yapılan 2 li anlaşma da DP li önderlerin güven ve istediklerini yapma duygularını o derece de arttırmaktaydı. Muhalefet ırak devrimini doğru bulduğuna göre benzerini Türkiye de yapabilir onun için daha da baskı altına alınmalıdır diye düşünülmüştür.
FRANSADAKİ GELİŞMELER VE TÜRKİYE YE ETKİLERİ

DP nin muhalefete karşı yeni bir baskı dönemi açmasında payı olmuş olabilecek 2. dış örnek Fransa da olup bitenlerdi. Orada 2. dünya savaşı sırasında Almanlara karşı direnişin liderliğini yapmış olan de goulle karışık bir siyasal ortamda 31 mayıs 1958 de başbakanlığa getirilmişti. O meclisin ve seçmeninin desteğini alarak gelenekselleşmiş parlamenter düzene son dönem, yarı başkanlık sistemini getiren 5. cumhuriyet anayasasını yürürlüğe koydu. De goulle savaşta elde etmiş olduğu lider durumundan yaralanarak bir çeşit demokratik diktatör oldu. Fransadaki gelişmeleri örnek almak isteyen menderes de goulle nin hangi koşullarda iktidar olduğunu galiba görmek istemiyordu. Yüzbinlerce insanın öldüğü 2. dünya savaşında fransayı kurtarmış olan de goulle anavatanın bir parçasında barışı sağlamak üzere görevlendirilmişti. Oysa Türkiye nin böyle bir sorunu yoktu. Menderes ve Bayar da kurtarıcı sayılamazdı. Menderes 6 eylül 1958 de balokesirde muhalefeti ırakta ki devrimin benzerini yapmak istemekle suçladı. 21 eylülde İzmir de de Goulle düzenini örnek almak istediğini gösteren sözler söyledi. Devlet görevlilerini baskı yapılırsa demokrasiye paydos deneceğini de belirtti. İnönü bu sözleri yanıtsız bırakmıyordu. Fakat iktidarın niyetleri belli olmuştu.bu niyetler önce vatan cephesi biçiminde somutlaştı. Menderes Manisa da 12 eylün 1958 gümü muhalefetin kin ve husumet cephesine karşı bir vatan cephesi kurulması çağrısında bulundu. Ondan sonra ülkenin her yanında vatan cephesi örgütleri kurulmaya başlandı. Vatan cephesini kuranlar ve katılanların adları hergün radyoda tek tek okunuyordu. Bu siyasal gerilimi tümüyle arttıran bir kampanyaydi.
CHP NİN MUHALEFET SAVAŞIMI

Muhalefet bu gelişmeler karşısında ezilmemeye çalışıyordu. 24 kasım 1958 tarihind ehürriyet partisi CHP ile birleşme kararı aldı. 12 ocak 1959 da toplanan CHP nin 14. kurultayı ilk hedefler beyannamesi adlı metni kabul etti. Beyannamedeki esaslar , CHP iktidara ilk geldiği yasama döneminde gerçekleştirilecekti. Bumların başlıcaları sosyal devlet, basın özgürlüğü grev ve sendika kurma hakkı 2. meclis anayasa hakkı, seçimde nispi temsil usulü ile özerkliği yüksek yargıçlar kurulu ve devlet yayın araçlarının tarafsızlığıydı. Bunlar daha sonra 1961 anayasasının temelini oluşturacak esaslardır. DP iktidarı muhalefet liderlerinin yurtta dolaşmasına asla tahammül edemiyordu. Daha 1952 de başta İnönü ve Kasım Gülek olmak üzere muhalefet liderlerinin gezilerini önlemek için baskı yapmaya başlamışlardı. Bu baskı kolluk güçlerinin yönetici, savcı ve mahkemelerin baskısı olabileceği gibi DP li partizanlara yaptırılan düşmanca davranışlarda olabiliyordu. İnönün ekim 1952 de yaptığı ege gezisi sırasında İzmir de kişisel müdahaleler Akhisar ve Manisada protesto gösterileri yapıldı. 8 ekim 1952 günü İnönü Balıkesir e gelecekti. Vali kentin dışında onu karşıladı ve kente girerse olaylar çıkacağını olanlardan sorumlu olmayacağını İnönü yü koruyamayacağını bildirdi. Bunun üzerine İnönü kente girmekten vazgeçti. 18 nisan 1954 de İnönü yü Mersinde açık hava toplantısı sırasında canını kurtarmak için yüksek bir duvardan aşırmak gerekmişti. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Görünen o ki daha sonra ki olaylar daha kötüydü. Bunlar arasında İnönü yü dövüp yaralamak hatta muhtemelen öldürmek düşüncelerinin yer aldığını söyleyebiliriz. Yine bir ege gezisinde 30 nisan 1959 da İnönü ün kurtuluş savası yıllarında karargah olan evi ziyaret etmek istemesi, vali tarafından engellenmek istenmiştir.
Valinin bu emrini yerine getirmeyen emniyet müdüri ve jandarma komutanı o gün görevlerinden alındılar. O gece çevredeki bir takım fabrikalardan getirilen kalabalık partizanlar grubu istasyona gitmekte olan İnönü nün arabasını durdurdu. İnönü arabadan inip kalabalığın arasından geçerken kafasına atılan taşla yaralandı. Yolda olaylar devam etti. İzmir de chp nin tüm etkinlikleri engellendi. DP li partizanlar demokrat İzmir partisini yıktılar. İstanbul da İnönü hava alanından gelirken taşlı sopalı DP liler topkapıya yığıldılar. Trafik müdürü arabası ile yolu tıkamıştı. İnönününn arabası durunca çevresi zorbalarca sarıldı. Trafik müdürü İnönü yü kendi arabasına alıp onu götürmek için ısrar ediyordu. Neyse ki görevli olmayan ama durumu izleyen bir binbaşı olayı seyretmekle yetinen askerlere arabanın çevresini dipçikle açmaları emrini verdi. Ve trafik müdürünün arabasını yol ortasından çekmesini sağladı. Bu olayların gazetede yazılması yasaklandı. Basın beyaz sütunlarla çıktı. Topkapı olayınca bir cana kastetmek durumu olduğu söylenir. Bu sırada İnönü 75 yaşındaydı. DP önderleri olan menderes ve Bayar ın cezai sorumluluğu kanıtlanamasa da siyasal sorumlulukları olduğu açıktır.

_________________
Dikkat!! Videoları İzleyebilmek için Kayıt işleminden sonra Profilinize Girerek SEÇENEKLERdenHer zaman HTML kullan'ı İşaretleyiniz..!!!!!Aksi halde sadece Kodlar gözükecektir..


avatar
akustikadam
Yönetici (Owner)
Yönetici (Owner)

Erkek
Mesaj Sayısı : 809
Yaş : 108
Nerden : yola çıktığın değil, nereye gittiğin önemli...! :p
İş/Hobiler : 19mayısüniv.MezunuDersanede öğretmenlik yapmakta.Hobi: Gitar çalmak,Karakalem Resim yapmak,Sanatın
lakap : her alanına bulaşma isteği...:Netin tek ve tek Akustikadam'ı :)))
oscar : 10
Kayıt tarihi : 16/02/08

Kullanıcı profilini gör http://acoustic.manblog.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default 27 mayıs müdahalesinin ordu açısından Nedenleri

Mesaj tarafından akustikadam Bir Paz Nis. 06, 2008 9:44 pm

27 mayıs müdahalesinin ordu açısından Nedenleri

Osmanlı devletinin 19. yy sonlarında başlayan ve 1. dünya savaşına kadar devam eden Almanya yanlısı tutumu orduya da yansımıştır. Özellikle 1954 öncesinde akedemilerde kurmay olarak yetişen subayların fikri bağımsızlık içinde olmamaları baskı altında yetişmeleri ve Prusya ekolüne yatkın olmaları, bu tarihten sonra akedemiden mezun olan ABD askeri doktrinine göre yetişen subaylar ilginç bir çekişmeye neden oluyordu. Eski subayların kendilerini istediği yere tayin ettirmelerine ve yurt dışı görevlere gitme konusunda daha fazla şansa sahip olmalarına rağmen yeni subayların yanında bilgi bakımından eksik kalıyorlardı. Yeni silah mühimmat ve yardımların ABD ekolü ile yetişen subaylara yönelik olması eski kuşak ordu subaylarında endişe yarattı.
1950 yılında DP nin iktidara gelmesi ordunun orta subay tabakasında memnuniyetle karşılandı. Yıllardır CHP iktidarı içinde ekonomik zorluklarla boğuşan orta düzey subaylar aldıkları ücretten memnun değildiler. Ayrıca terfi sisteminde yetenekten çok kıdeme bağlı kalınması alt ve orta düzey subaylar arasında tepki görüyordu. 1952 yılında Seyfi Kurtbeg in milli savunma bakanı olmasından sonra ivme kazanan ordu içindeki reformlar eski ve otoriter generallerin etkisizleştirilmesini dayatıyordu. 1953 te üst düzey gelenekçi generallerin tavsiyesi DP içinde Seyfi Kurtbeg e yönelik komploların başlangıçı olmuştur. Seyfi Kurtbeg Enver Paşanın 1914 te yaptığı gibi orduyu temizleyip arkasından savunma bakanlığının tüm iktidarı ele geçirmesinin atlama tahtası olarak kullanılmaları ve önceleri gelenekçi ve inönüye sadık generalleri tavsiye nedeniyle destek alan kurtbeg in bu söylentiler sonrasında
İstifaya zorlanması reform programının da kesintiye uğratacaktır. DYP iktidarını gelenekçi CHP ye karşı sevinçle karşılamış olan genç subaylar kuşağı DP nin devrim niteliği taşıyan karara imza atmasını beklerken DP nin gelenekçi tarzın devamından farklı bir görüşü ortaya koymadığını düşünmeye başladılar. Kurtbeg in istifası genç subayların 1950 öncesi DP ye bakışını bir anda tersine çevirmişti.
Menderes in 1954 seçimlerinde oyunu arttırıp iktidarda kalması 1950 den beri devlet kurumları açısından duyduğu kuşkuları bir kenara atmasına neden oldu. DP üst yönetiminin 1950 de büyük bir başarı kazanmasına rağmen güvensizlikleri çok belirgindi. Devlet aygıtlarından özellikle ismet paşaya sadakatinden kuşkulandıkları, ordudan dolayı tedirgindir. İnönü Atatürk ün en sadık silah arkadaşı ve ülkenin en kıdemli devlet adamı olarak saygı görüyordu. DP liler paşa faktörü dedikleri şeyle ordunun ve bürokrasinin önderlik ettiği zinde kuvvetleri temsil eden İnönü ile kendilerini karşı karşıya buldular. Ordunun tek parti rejimi ile bağlantıları güçlü olması nedeniyle iktidarındaki adamları serbest meslek sahipleri ve zengin toprak sahipleri tarafından üslendiği dönemde orduya daha az önem verilmesi sistem içindeki koltuk değişimini de ortaya koymaktadır. Özellikle 1950 seçimlerinden sonra vatandaşın ölçütleri de değişmeye başladı. Bir lokma bir hırka esasına dayanmak zorunda kalan eski politika ve her sahaya el atan koyu devletçilik uygulaması yerini liberal ekonomik ve sosyal anlayışa bıraktı. Köylü ilk defa para görüyor iş adamı ve esnaf parasının güvende olduğunu düşünüyordu. Diğer taraftan sivil-asker-bürokrasi çarkında yer alanların memnuniyetsizlikleri de yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlıyordu. Ordu mensupları özellikle muzdaripti. Çünkü ordunun itibarı temelden Sarsılmıştı. Artan hayat pahalılığı karşısında sabit gelirli subaylar geçinemez hale geliyor sivil hayata dönmek zorunda kalıyordu. Ordudan kütle halinde istifalar başlamıştı. O dönem yüzbaşı olarak görev yapan Orhan Erkanlının söyledikleri siyasal ve ekonomik durumu ortaya koymaktadır. ‘ sosyal adalet ve sosyal güvenlik olmadığı gibi bu konuları ele alanlar hemen komünistlik damgası yemekte ve mahkemelerde süründürülmektedir. Sosyal sınıflar arasındaki dengesizlik her yıl artmakta eriyen orta sınıfa ve gittikçe fakirleşen köylülere mukabil mahallelerde milyonerler türemektedir. Meteliksiz işe başlayıp 2 sene de milyonlar kazananların sıfatı ‘akıllı insan ‘ kalanlar ise ‘aptal ve beceriksiz ‘ idi. Kıymet ölçüleri değişmiş rsızlığa prim verilmekte gayri meşru kazançlar milli kalkınmanın eseri olarak ilan edilmektedir. Ekonomik sıkıntıdan zarar gören tek kurum ordu değildi. Öğretmenler ve diğer devlet memurları da DP iktidarı süresince ekonomik yönden zayıflayan kesimi oluşturuyordu. Sosyal tabakalaşma içinde bir alt tabakaya inmeleri cumhuriyetin kurucusu olan sivil-asker tüm bürokraside ciddi kaygılara neden olmaktaydı. 1954 seçimlerinden Menderes in ordu mensuplarına sırt çevirdiğini görmek mümkündü. Özellikle ben orduyu yedek subaylarla idare ederim kravatlı şövalyelerin burunlarını kıracağım sözleri subayların öfkesini arttırmıştı.

_________________
Dikkat!! Videoları İzleyebilmek için Kayıt işleminden sonra Profilinize Girerek SEÇENEKLERdenHer zaman HTML kullan'ı İşaretleyiniz..!!!!!Aksi halde sadece Kodlar gözükecektir..


avatar
akustikadam
Yönetici (Owner)
Yönetici (Owner)

Erkek
Mesaj Sayısı : 809
Yaş : 108
Nerden : yola çıktığın değil, nereye gittiğin önemli...! :p
İş/Hobiler : 19mayısüniv.MezunuDersanede öğretmenlik yapmakta.Hobi: Gitar çalmak,Karakalem Resim yapmak,Sanatın
lakap : her alanına bulaşma isteği...:Netin tek ve tek Akustikadam'ı :)))
oscar : 10
Kayıt tarihi : 16/02/08

Kullanıcı profilini gör http://acoustic.manblog.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Çok partili döneme geçiş..İhtilaller..12 Eylül neden oldu?

Mesaj tarafından Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz